Sarayların Değil,Halkının "Çirkin Kral"ı

Yılmaz Güney’in hayatı,duruşu,toplumun ona olan ilgisinin nedenleri bende sürekli merak konusu olmuştur.Bir yanının Urfalı olması bendeki bu merakı biraz daha arttırmıştır.O’nu saygıyla anarken yaşamını, özetin özeti kadar da olsa sizlere aktarmaya çalışacağım.

Yılmaz Güney,yoksul,işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.Gençlik yıllarıyla birlikte sinemaya merak salar.

Ama onun merakı yaşadığı toplumun çektiği yoksulluk,eşitsizlik,köy yaşamının zorluğu ve köylülerin ağalar karşısında çektiği sıkıntılardan gelir.
Yüzlerce hatta binlerce dönümlük arazileri olan ağların ve şehirlerde milyonluk geliri olup zevk ve sefasını sürdürenler ile gecekondu mahallelerinde yaşayan insanların durumunu kendisine dert etmiş ve bunları filmlerine konu etmiştir.O filmleriyle bu düzene isyan etmiş ve sesini milyonlara duyurmayı başarmıştır.Yine toplumdaki feodal düzene karşı çıkmış,erkeğin kadın üzerindeki mutlak hakimiyetini filmlerine konu alarak eleştirel yaklaşmıştır.Örneğin ‘Yol’ filminde kaçakçılık yaparken askere yakalanmamak için çatışmaya giren abinin ölmesiyle yengesini kendisine eş olarak almak zorunda olan adamın durumunu,o dönemlerde var olan gelenekselliği çok güzel yansıtmıştır.


Yine O, 1980'lerde Türkiye sinemasında hızla yer edinen pornografik,lüks yaşama özendiren,kendi toplum yapısıyla ve yaşantısıyla uyuşmayan,toplumda ahlaki ve kültürel yozlaşmaya yol açan filmlere karşı bir mücadele içine girmiş ve toplumun içinde bulunduğu sıkıntıları yansıtan,onlara filmleriyle bir çıkış yolu bulmaya çalışan senaryolar kaleme almış ve filmler yapmıştır.Burası çok önemli bir nokta .Çünkü Sovyetler’in sosyalizm-komünizm ile ABD’nin kapitalist-emperyalist ideolojileri dünyayı saracak şekilde çatışmakta ve kendilerine taraftar oluşturma yarışına girmektedirler.Doğal olarak bu da ,özellikle ABD tarafından bugün de tüm hızıyla sürdürülen, kültürel emperyalizmi doğurmuştur.Buna karşı da Yılmaz Güney ve onun çizgisindeki sanatçılar filmleriyle toplumu olabildiğince uyarmaya ve yanlışları göstermeye çalışmışlardır. Her ne kadar entrikalı bir yaşamı olsa da O,filmleriyle gerçekleri ve yanlışları topluma aktarmaya çalışmıştır. Özellikle ağalık kültürüne radikal bir bakış açıyla yaklaşması,köylü halk tarafından daha çok sevilmesine neden olmuştur. Özetle kendi toplumu ve kültürüyle uyuşmayan kültürel emperyal filmlere karşı,onların kullandığı yöntemle ama onlara alternatif olacak şekilde karşı hamle geliştirmişlerdir.Kanımca bu nedenlerden dolayı O,yazının başlığında belirttiğim gibi,sarayların(ağaların evleri,zenginlerin konak ve villaları,devlet yöneticilerinin ‘Nirvana Kralı’ tavırları ve yaşamları) değil,halkının “Çirkin Kralı” olmuştur. Yılmaz Güney’e dair düşüncelerimi paylaştıktan sonra biraz da O’nun hayatından bahsetmem tamamlayıcı olacaktır.

***
Yılmaz’ın annesinin(güllü) ilk kocası olan Koçali,1883 yılında Siverek’te doğdu.76 yıllık hayatında Çanakkale,Balkan ve 1.Dünya Savaşına ‘gönüllü’ bir “Hamidiye Askeri” olarak katıldı.Koçali’nin atalarından olan Zor Mahmut Ağa ise 2.Mahmut döneminde,Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı’nda Osmanlı ordusuna kendi aşiretiyle birlikte yardım etti.

Koçali 1920 yılında Muş’un Cıbran aşiretinden Güllü(Y.G in annesi) ile evlenmiş iki yıl aradan sonra yine Muş’un Karabey aşiretinden Emine ile evlenmiştir.İki evliliğinden toplam 18 çocuğu oldu ama bunlardan sadece 7 si hayatta kalmıştır..

Koçali ve eşleri Güllü ile Emine 1930 yılında Siverek’ten Adana’ya göç ederler.Yerleştikleri Yenice Köyü’nde (bu köy neredeyse tamamı Doğu’dan gelmedir) Mehmet Ağa’nın yanında tarım işlerinde çalışırlar.Koçali altı yıl kaldıktan sonra 1936 yılında tekrar Siverek’ dönme kararı alır.Yenice onlara pek uğurlu gelmemiştir.Güllü’den olan beş çocuğundan sadece Lütfiye ve Mehmet hayatta kalırlar.Diğerleri ölür.Güllü Siverek’ e tekrar gitmek istemediği için tren yola yavaşça yola çıktığında trenden atlar.Ama ardında Lütfiye ve Mehmet’i bırakarak.Siverek’te çok sayıda dostu olan Koçali ise 1976 yılında Muş’un Karabey Köyü’nde hayata veda eder.

***
Hamit Pütün(Y.G in babası) Mehmet Ağa’nın yanında çiftçi (başılığını=kahyalığını) yapan biridir.Aslen Siverek-Dersman Köyü’ndendir.Koçali ise Siverek-Niğit Köyü’ndendi.Yani ikisi de Siverekli ve Bucak Nahiyesi’ndendir.Hamit on beş yaşındayken kan davası nedeniyle Adana-Yenice Köyü’ne göçmüştür. 1936 yılında Güllü ile evlenir.1937 yılında ,adını Güllü’nün koyduğu, Yılmaz ( Y.G) doğar.(Hamit çok sevinir.Çünkü ataerkil bir toplumda yetişmiştir ve erkek çocuğun ne anlama geldiğini iyi bilir.Hasımlarına karşı güç,soyunun naklettiricisi demektir erkek çocuk.Bir nevi ‘babanın bel kemiği’ diyebiliriz).1938 yılında bir kız çocuğu dünyaya gelir.Adını Leyla koyarlar.İkisini de çok severler ama Yılmaz’ın yeri he zaman farklı olmuştur.Kendileri gibi ağaların işçisi,ırgat olmasın diye okumasını çok isterlerdi.Bu arada Yılmaz(Y.G) büyüdükçe kafasında topluma dair sınıflar oluşmaya başlar:Çalışanlar/çalıştıranlar,ağlar/ırgatlar.1945 yılında Hamit Pütün,Sebiha adında biriyle evlenir.Güllü bu kez aynı durumu(Koçali de iki kez evlenmişti) kabul etmez ve Yılmaz ile Leyla’yı yanına alarak Hamit’ten ayrı yaşar.


***
Yılmaz ilkokul 5. Sınıfa kadar Yenice’de okur;5.sınıfı Kadıköy’de bitirir.Ortaokul ve liseden sonra Ankara İktisat Fakültesine girer.Bir yıl aradan sonra fakülteyi bırakıp İstanbul a gider.İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Fakültesine Kaydını (yapar=yaptırır.)

1959 yılında Yılmaz Güney “Onüç” adlı bir dergi çıkarır.Bu dergide “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” adlı bir öykü kaleme alır.Öykünün Komünizm propagandası yaptığı idaasıyla bir buçuk yıl Konya’da hapis ve sürgün hayatı yaşar.Her gün karakola gidip imza atar.Gece hayatı alışkanlığı olan Yılmaz , Konya’da Can adında şarkıcı bir kızla evlenir.Cezası bitince Can’la birlikte İstanbul’a döner.Ancak oyunculuk yaptığı için Can’a pek vakit ayıramaz.Boş zamanlarında da eğlenerek zaman geçirmeyi tercih eder.Bundan dolayı Can ile evliliği sona erer.1959 yılında “Türkiye Güzeli” seçilen Nebahat Çehre ile evlenir.Yine aynı nedenlerle Nebahat’le sürekli kavgalıdır.Nebahat’ e verdiği “Ben memur değilim ki sabah sekiz de çıkıp akşam beşte evde olayım” cevabı meşhurdur.Yani oyunculuk onun hayatını düzene koyması için pek zaman bırakmamaktadır.


***
“Hudutların Kanunu” filmi kendisine Antalya Film Festivalinde ‘Altın Portakal Ödülü’nü kazandırdı.1968 yılında Gazetecilik Yüksek Okulu yıl sonu balosunda Selda Alkor’la birlikte “Yılın Sinema Sanatçısı Ödülü” plaketini aldı.Muş’ta “Aç Kurtlar” filmini çeker.Yine Adana’da “Umut” adlı filmini çeker.İstanbul’da silah yakalatmak suçundan Selimiye Askeri Cezaevine girer.1974 Affı kapsamında tekrar özgürlüğüne kavuşur.Aynı yılın yaz aylarında “Arkadaş” filmini canlandırır.”Endişe” adlı filminin çekimleri sırasında Yumurtalık(Adana) İlçe Savcısı’nı eşine hakaret ettiği gerekçesiyle öldürür.13 Temmuz 1976 yılında 19 yıl hapse mahkum edilir.Bir dönem İmralı Cazaevinde de yatan Yılmaz Güney,Ekim 1981 Isparta Yarıaçık Cezaevinden firar eder.Önce Yunanistan,sonra İsviçre ve ardından da Fransa’ya kaçar.”Yol” filmiyle Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülünü kazanır.Ünlü “Duvar” filmini Fransa’da çekti ve çocuk cezaevinde(Ankara) olan bir isyanı konu aldı.

***
Ömrünün son yıllarını Paris’te geçiren Yılmaz Güney,yakalandığı mide kanserinden dolayı 1984 yılında hayata veda eder.Ardında eşi Fatma’yı,kendi adını taşıyan oğlu Yılmaz’ı ve kızı Elif’i bırakarak.

Anadolu Halkı’nın Çirkin Kralı gurbette (vefat eder= hayata gözlerini yumar, geride bıraktıklarıyla birlikte ve) çeşitli gerekçelerle Anadolu’dan kaçan nice aydınlar gibi O’da memleketinde bir mezar sahibi olamaz.Ardında bıraktığı en güzel düşüncelerden biri,topluma, “Çirkin” de olsa nasıl “Kral” olunabileceği olsa gerek…

Arkadaş

Bir kıvılcım düşer önce,

Büyür yavaş yavaş,

Bir bakarsın volkan olmuş, yanmışsın arkadaş...

Dolduramaz boşluğunu ne ana, ne kardaş,

Bu en güzel, bu en sıcak duygudur arkadaş...

Ortak olmak her sevince, her derde kedere,

Ve yürümek ömür boyu,

Beraberce el ele...

Olmasın hiç,

O ta içten gülen gözlerde yaş,

bir gün yollarımız ayrılsa bile arkadaş...

Yılmaz Güney


Yararlanılan Kaynaklar:
Osman Oymak:Bilinmeyen Yönleriyle Yılmaz Güney ve Koçali
Hürriyet-Kelebek yazarı İzzet Çapa:Yılmaz Güney’le ilgili röportajları
Vikipedia


Yazan: İbrahim Halil KAMAY
Kendidefterim olarak yazarımıza teşekkür ederiz.

Yorumlar

  1. Çirkin ama Kral Kürdistan halkının tamamının gönlünde,nedendir bilinmez hepimiz gibi yoksul oluşundan,hepimizin de o düzgün Türk jönlerine değilde ona olan hayrandık.Siverekliyim dediğinde,sürgünde ama hep hepimizin kahramanıydı,hala da

    YanıtlaSil
  2. Ben de neden hep kendisine "çirkin" dendiğini düşünmüşümdür Urfalı. Zira haketmediği bir yakıştırma bu.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder